Eczacı Pertev Bey diye ünlüdür. 12 Haziran 1927’de vefat etti. Etrafı demir parmaklıklı sofasında medfundur. Bahariye Mezarlığı’nda mezarlık duvarının biraz içerisinde bulunan kitabesinde;

Hacı Pertev Efendi’nin oğlu Eczacı Edhem Pertev Bey’in medfenidir.

diye yazılıdır.

Bu kabrin yanında Turunovî eşrafından Hacı Pertev Efendi’nin oğlu Mektebi Tıbbiyei Şahane eczahanesi sermesulü Abdullah Pertev Efendi’nin 1320 (1903) tarihli şahidesi vardır.

Aşağıdaki hâl tercümesi Naşid Baylav’ın Eczacılık Tarihi adlı eserinden alınmıştır:

“Edhem Pertev Bey 1289 (1873) yılında Bulgaristan’ın Tırnova kasabasında doğmuştur. 1293 (1877) Rus Muharebesi hasebiyle İstanbul’a göç etmiş, ufak yaşında iken anne ve babasını kaybetmiş, amcası merhum Prof. Dr. Müşir Nafiz Paşa himayesine almış, mukaddematı ulûmu Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’nde tahsil edip 1311 (1895) yılında eczacılık diplomasını almıştır. 1305 (1889) tarihinde eczacı çırağı sıfatıyla Mektebi Tıbbiyei Mülkiye tahrirat kalemindeki eczacı defterine kaydolunmuştur. Bu tarihe gelinceye kadar eczacılık sanatı hemen hemen Müslüman olmayanlara ve yabancılara münhasır gibi idi. Sebepleri ise Marko Paşa’nın Tıbbiye Nazırlığı zamanında konulan kötü bir metodun tatbik olunmasından ileri geliyordu. O zamanlar eczacı olabilmek için mektebe girmeden 3 yıl önce bir eczacının şahitliği ve takriri ile çıraklık defterine kaydolunmak ve en az 3 yıl bir eczanede çıraklık etmek şarttı. Amcası Nafiz Paşa’nın yardımıyla Mektebi Tıbbiye eczanesine çıraklık etmek için girmiş, Mektebi Tıbbiye eczanesinde Eczacıbaşı Binbaşı İdris Bey, Eczacı Yüzbaşı Lambo ve Mülâzim Hristo Efendilerin mahiyetine verilerek tatbikat görmeye başlamıştır. Müddetin bitiminde pratik imtihanı vererek Mektebi Tıbbiyei Askeriye’nin tabib birinci sınıfına haricî eczacı sıfatıyla 1307 (1891) yılında girmiştir. O zaman bazı siyasî sebeplerden dolayı haricî sayılan eczacı talebeler Ahırkapı’daki Mektebi Tıbbiyei Mülkiye’ye devredildi. Tahsilini orada bitirerek 1311 (1895) yılında 21 yaşında olduğu hâlde eczacı üstadı unvanlı diplomayı alarak sanata ve ticarete atılmıştır.

Tahsil sırasında sanatın piyasaya ait kısmında meleke sahibi olmak üzere vakit buldukça Firüz Ağa Camii karşısındaki Eczanei Ziya’ya devam etmiştir. Annesinden miras kalmış olan Cağaloğlu’ndaki evden payına düşenin yarısını 240 liraya satarak Aksaray’daki eczaneyi açmaya muvaffak olmuştur. 1311 (1895)

Eczanesi az zamanda halkın teveccühlerine mazhar olmuş, mesleğine bağlılığını çoğaltmak, çalışmasını genişletmek ve düzenlemek için mühim bir teşvik olmuştur. Başlıca en mühim noksanımız.

olan eczacılarımızın yetiştirilmesine elverişli bir kuvvet ve kudret bahşetmiş ve kendisi tarafından vaki olan güzel kabul ve teşvikleri üzerine eczanesinde pratik eczacılığı göstermek ve aynı zamanda mektebe devamla diploma almaya muvaffak olmak üzere eczanesinde yetişen eczacıların aşağıda görüleceği üzere bir taraftan vatana eczacı yetiştirmek, diğer taraftan batının ilerleyişine ayak uydurmak için Fransızcayı kâfi bulmayarak Almanca tahsiline başlamış ve Almancayı mükemmel öğrendikten sonra Almanya’ya bir gezi yaparak Kimya laboratuvar görgülerini ve bilgisini çoğaltarak memlekete dönmüştü. Bu gezinin intibaları ve edindiği tecrübeleri üzerine laboratuvarı fabrikacılık şekline çıkmıştır. Ve ilk küçük Türk müstahzarat fabrikasını kurmak için eczanesinin arkasındaki müstahzarat laboratuvarını Çemberlitaş’daki Osmanbey sitesine naklederek Türkiye’de ilk küçük ilâç fabrikasını kurmuştur.

Merhum eczanesi müstahzaratı, fabrikası ile meşgul olmakla beraber Kızılay Cemiyeti kurucusu, veznedar muavinliği idare heyeti azalığında, Topkapı Fukaraperver Müessesesi kuruculuğunda,

ikinci belediye dairesi azalığında, Meclisi Alii Sıhhî’de eczacılar delegeliğinde, Millî Talim ve Terbiye Cemiyeti veznedarlığında, umumî harp esnasında teşekkül eden ilk kodeks komisyonu azalığında bulunmuştur.

Para mukabilinde olmayarak bütün hizmetlerini fahrî olarak yapmıştır. Merhum aynı zamanda da Viyana Eczacı Cemiyeti’nin muhabir azasındandı. Merhum Edhem Bey’in eczanesinde mektepten diploma alıp yetişen pek çok eczacı vardır. 12 Haziran 1927’de meseğini ve mesleğin en yüksek şanı şerefini arkadaşlarımıza bırakarak aramızdan ayrılan merhumu hürmet ve minnet ile anarız.

Eczaneler Galenik ilâçlar yaparlardı ve Avrupa’dan gelen müstahzarları satarlardı. Bunların sayısı da azdı.

Türk eczaneleri geliştikten sonra yerli ve Türk müstahzarları da görünmeye başladı. Bunlar da uzun müddet mahdut sayıda kaldı ki, bugün hatırımda kalanların adları şunlardır:

Pertev şurubu (1895, İlk Türk müstahzarı), Pertev diş tozu, Pertev kremi, Pertev pudrası, dakik Ziya, Kina Nazif, Nuri şurubu.

Bu müstahzarlar, şimdiki gibi gazetelerde ilân olunurdu. Ethem Pertev reklamcılıkta en ileri gidenlerdendi. Çok ziyaret olunan Minakyan Tiyatrosu’nun sahnesindeki dış perde Pertev müstahzarlarının ilânları ile dolu idi. Saydığımız müstahazarlardan Kina Nazif İsviçre’de yapılıp Türkiye’ye gönderiliyordu. Eczacı Nazif Bey, Cenevre’ye yerleşmiş ve eczane açmış bir Türk idi.”