Mevlevî şeyhi, bestekâr ve neyzen. 10 Muharrem 1271’de (3 Ekim 1854) Çırağan Sarayı’nın yerinde bulunan Beşiktaş Mevlevîhânesi’nde dünyaya geldi.

Kütahya’dan Mora Yenişehri’ne göç etmiş müftî ve muhaddis Mahmud Efendizâde el- Hac Halil Efendi ailesine mensuptur. Babası, Beşiktaş Mevlevîhânesi Postnişîni Hasan Nazîf Dede Efendi, annesi Zübeyde Havva Hanım’dır.

Hüseyin Fahreddin Dede, icazetnamesini elinden aldığı babası Hasan Nazif Dede’nin 1278 (1861) yılında vefatı üzerine, henüz sekiz yaşında olduğu halde, Mevlâna Âsitânesi Postnişîni Sadreddin Çelebi (ö. 1881) tarafından, yaşça küçüklüğü sebebiyle tekkenin idaresini vekaleten Aşçıbaşı el-Hac Râşid Dede üstlenmek üzere, Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhliğine tâyin olundu.

Beşiktaş Rüşdiyesi’nden mezun olduktan sonra Hindli İskender Efendi, kayınpederi Yenikapı Mevlevîhânesi Şeyhi Osman Selâhaddin Dede Efendi, Manisalı Hüseyin Hilmi Dede Efendi, Belhli Abdülfettah Efendi, eniştesi divân şairi Yenişehirli Avnî Bey ve Abdurrahman Sâmi Paşa gibi devrin önde gelen edebiyat ve kültür adamlarından edebiyat, tasavvuf, Mesnevî, Arapça, Farsça ve Fransızca alanlarında özel dersler alarak yetişti.

19. asrın son yarısında yetişen değerli neyzenlerden biri de Hüseyin Fahreddin Dede Efendi’dir. 1289’da (1872) Osman Selâhaddin Dede Efendi’nin kızı Fatma Aliye Hanım’la evlendi. Fatma Mü’mine, Fatma Fasîha, Fatma Destinâ isimlerinde üç kız ile Hasan Nazîf adında bir erkek evlât babasıydı.

Önce Maçka’ya, ardından da Eyüp Bahâriyesi’ne nakledilen Beşiktaş Mevlevîhânesi’nin önündeki mermer kitabede, Hüseyin Fahreddin Dede’nin de adı geçen şu yazı yer almaktadır:

“Eğer bunun aslın suâl olunur ise, be-emr-i Allahü Ta’âlâ karataşa binib ve kara yılanı kamcı idüb Horasan’dan Konya’ya konan evliyâlardan (...) evlâdlarından nâmdâr-ı Fahr-i âlem salli Allahü

Ta’âlâ aleyhi vesellem Uryan Derviş Hüseyin Dede 1135”.

Hüseyin Fahreddin Dede Efendi, 21 Ramazan 1329’da (15 Ağustos 1911) vefat etti. Kabri, Bahâriye Mevlevîhânesi’nin türbesinde iken, daha sonra Eyüp Bahâriyesi Mezarlığı’na nakledilmiştir. Üsküdarlı Şâir Talat Bey, vefatına şu tarihi söylemiştir:

Vâsıl ola cemâle vâsıl ola cemâle
Gitdi Hüseyin Efendi dergâh-ı Zü’l-Celâle
(1329)

Hüseyin Fahreddin Dede Efendi, tasavvufta devrinin kıymetli bir şahsiyeti idi. Divan edebiyatı tarzında kaleme aldığı şiirleri vardır. Bilhassa musiki sahasında devrinin en büyük üstadlarından biriydi. Ney taksimleri emsalsiz diye nitelendirilirdi.

Neyi ilk önce Muzıka-yı Hümâyûn memurlarından Beşiktaş Mevlevîhânesi Neyzenbaşısı Salih Efendi’den öğrendi. Muzıka-i Hümâyûn feriki (korgeneral), meşhur Neyzen Yusuf Paşa’dan uzun müddet meşketmiştir. Musiki eğitimini Mutafzâde Ahmed ve Zekâi Dede efendilerden almıştır. Besteleri vardır. Acemaşîran makamında bestelediği Âyin-i Şerîf, bestekârlık sanatı yönünde

ne dereceye kadar yükseldiğini göstermektedir. Kayınbiraderi Celaleddin Efendi’nin Dügâh Âyin-i Şerifi için tanzim ettiği peşrev ise kıymetdar, emsaline nadir tesadüf olunan bir eserdir.

İbnülemin Mahmut Kemâl Bey, Bahâriye Mevlevîhânesi’ndeki musiki hayatını şöyle anlatmaktadır:

“Son asırlarda Türk Musikisi’nin konservatuarları, hiç şüphesiz ki Mevlevîhânelerdir. Başta, Yenikapı Mevlevîhânesi olmak üzere Galata ve Bahâriye mevlevîhâneleri, Türk Musikisi’nin amelî ve nazarî sahadaki tatbikatının icra edildiği feyizli topluluklardı. Türk Musikisi’nin tarih bakımından en kuvvetli, en sanatlı kısımlarından biri olan Mevlevi Âyinleri, bu ölmez parçalar, Mevlevîhânelerin hücrelerinde, selâmlık dairelerinde meşk edilir ve oradan tatbikî sahaya, semâhâneye intikal ederdi. Derviş Mustafa’nın Bayâtî Âyini ile Itrî’nin Segâh Âyini ve Kutbünnâyî Osman Dede’nin âyinleri bu sırada icra edilirdi. Mevlevîhâneler yalnız dinî eserlerin karargâhı değildi. O musiki müesseselerinde Kâr, Beste, Semâî ve Şarkı gibi Türk Musikisi’nin bütün çeşitleri meşk edilirdi. Bahâriye Mevlevîhânesi’nde, haftada iki gün Zekâi Dede Efendi, Mutafzâde’nin talebelerinden dergâhın şeyhi Hüseyin Fahreddin Efendi ile Hâfız Şevki Bey ve diğer musikişinaslardan Dr. Suphi Ezgi, Tophâneli Sabri, Dârüşşafâkalı Kâzım, Belediye muhasebecilerinden Sâdık, sorgu hâkimi Avni beyler, Ortaköylü Aziz Efendi, Taşlıburun Dergâhı Şeyhi Sâdeddin Efendi gibi musikişinaslar toplanır ve fasıllar meşk edilirdi. Muzıkalı İsmail Hakkı Bey’le Zekâi Dede Efendi’nin torunu Münir Bey (Mehmet Münir Kökten) de dergâhın müdavimlerinden idi. Selâmlık dairesinde yapılan musiki topluluklarından başka tasavvufî, edebî, lÎsânî konuşmalar da yapılırdı. Tasavvufî, edebî konuşmalara çok değerli, eşine nâdir rastlanan Yenişehirli Ferit Hoca da katılırdı. Ferit Hoca, ekser günlerini dergâhta geçirir, gayet güzel satranç oynar, hazırcevap, nüktedan, Arap ve Fars edebiyatına tam mânâsıyla vâkıf, şâir, âlim bir şahsiyet idi. 1001 günlük çileyi bitirdikten sonra ”Dede” sânı ile anılanlar içinde, çok tuhaf ve garip kimseler olduğu gibi hattat, şair, musikişinas, boncukla bezenmiş kurşun yüzük yapanlar, nâdide güller yetiştirenler, oymacılar da vardı. Dergâhta aşağı yukarı 30 kişiden fazla insan bulunuyordu.”

Hüseyin Fahreddin Dede Efendi’nin, genç yaşında veremden vefat eden kızı Fatma Fasîha Hanım için söylemiş olduğu mersiye tarzındaki şarkısının güftesi şöyledir:

İftirâkın sînemi âteşle dâim dağlıyor
Çarh-ı nâhemvar öldürmekle kârın sağlıyor
Bu acıklı hâlimi kimler görürse ağlıyor
Şimdi bîçâre gönlüm cûlar misâli çağlıyor
Yâd-ı gîysû-yi siyâhın ile kara bağlıyor

Pertev-i hüsn-i cemâlin idi çeşmimde âyân
Âh o nâzik cismini kıldın türâb içre nihân
Hasret-i derdinle ey nâzik beden şirin zebân
Şimdi bîçâre gönlüm cûlar misâli çağlıyor
Yâd-ı gîysû-yi siyâhın ile kara bağlıyor

Hânümânım kalib-i bî rûhdur sensiz bana
Yavrucağım nüh felek ins ü melek ağlar sana
Vâlidin Fahri’yi sor sensiz ne hâl oldu ana
Şimdi bîçâre gönlüm cûlar misâli çağlıyor
Yâd-ı gîysû-yi siyâhın ile kara bağlıyor